Yaklaşık 28 yıldır doğup büyüdüğüm, çocukluğumun geçtiği, her sokağında ayrı bir hatıramın olduğu memleketim Iğdır'a ne yazık ki gidemedim. Hayatın koşuşturması, gazetecilik mesleğinin yoğun temposu ve İstanbul'daki çalışma hayatım buna fırsat vermedi. Ancak kilometrelerce uzakta olmak, insanın memleket sevgisini azaltmıyor. Aksine, hasreti her geçen gün daha da büyütüyor. Ben bugün 38 yıllık gazeteciyim. Mesleğimin büyük bölümünü İstanbul'da geçirdim. Sayısız siyasetçi, bürokrat, belediye başkanı, vali ve kaymakam tanıdım. Kimileri sadece makam odalarında oturmayı tercih etti. Kimileri vatandaşla arasına görünmez duvarlar ördü. Halkın içine çıkmayan, sorunları masa başında dinlemeyi yeterli gören yöneticiler de gördüm.
Ama iyi yöneticilerin ortak bir özelliği vardır. Onlar makamın gücünü değil, milletin sevgisini önemserler. Çünkü bilirler ki gerçek yönetim, koridorlarda değil, sokakta yapılır. Esnafın elini sıkmadan, çiftçinin derdini dinlemeden, yaşlı bir amcanın duasını almadan, çocukların gözlerine bakmadan şehir yönetilmez. Memleketim Iğdır'ı her gün yakından takip ediyorum. Sadece takip etmekle de kalmadım. Doğduğum topraklara uzaktan da olsa katkı sunabilmek adına iki haber sitesi kurdum. Çünkü memleketime olan borcumu, kalemimle ve gazeteciliğimle ödemek istedim. Benim için Iğdır sadece doğduğum şehir değil; köklerim, geçmişim ve en büyük sevdamdır.
Son zamanlarda sosyal medyada Iğdır Valisi Sayın M. Fırat Taşolar'ın vatandaşlarla bir araya geldiği görüntüleri dikkatle izliyorum. Pazarda esnafın yanına gidiyor, sokakta yürüyen vatandaşlarla sohbet ediyor, yaşlıların halini hatırını soruyor, çocuklarla yakından ilgileniyor. Güler yüzüyle insanların arasına karışması, devletin vatandaşına ne kadar yakın olması gerektiğinin güzel bir örneğini ortaya koyuyor. Şunun özellikle altını çizmek isterim ki, Sayın Vali'yi şahsen tanımıyorum. Kendisiyle bugüne kadar bir araya gelmedim. Yaklaşık 28 yıldır Iğdır'a gidemediğim için böyle bir fırsatım da olmadı. Bu satırları herhangi bir tanışıklığın ya da yakınlığın etkisiyle değil, tamamen kamuoyuna yansıyan çalışmaları ve vatandaşların paylaştığı görüntüler üzerinden yazıyorum.
Çünkü gazetecilik bana bir gerçeği öğretti. Yapılan güzel işleri alkışlamak da, eksikleri dile getirmek kadar önemlidir. İyi örnekler çoğaldıkça toplum kazanır. Devleti temsil eden makamlar elbette önemlidir. Ancak o makamları değerli kılan, arkasındaki koltuk değil, o koltukta oturan insanın halka karşı gösterdiği samimiyetidir. Vatandaşın derdini dinleyen, çözüm üretmeye çalışan, güler yüzünü eksik etmeyen her yönetici bulunduğu şehre umut verir. Ben her zaman şuna inanmışımdır. Bir ilin gelişmesi yalnızca yapılan yollarla, binalarla ya da yatırımlarla ölçülmez. İnsanların kendilerini değerli hissetmesi, devletine güvenmesi ve yöneticisine kolayca ulaşabilmesi de en az bunlar kadar önemlidir.
Iğdır, tarihiyle, kültürüyle, bereketli ovasıyla, kayısısıyla, üç ülkeye komşu stratejik konumuyla Türkiye'nin en özel şehirlerinden biridir. Ben boşuna 'Doğu'nun Parisi' demiyorum. Bu güzel şehrin hak ettiği yere gelebilmesi için herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Gazeteciler kalemleriyle, yöneticiler hizmetleriyle, iş insanları yatırımlarıyla, vatandaşlar ise birlik ve beraberlikleriyle buna katkı sunmalıdır. Ben de kilometrelerce uzakta olsam bile kalbim her zaman Iğdır için atıyor. Memleketimin her güzel haberinde seviniyor, her sıkıntısında üzülüyorum. İnanıyorum ki halkıyla iç içe olan, vatandaşın sesine kulak veren yöneticiler çoğaldıkça Iğdır çok daha güzel yarınlara ulaşacaktır.
Temennim odur ki sadece Iğdır'da değil, Türkiye'nin dört bir yanında görev yapan tüm yöneticiler, makam odalarının kapılarını halka sonuna kadar açan, vatandaşın arasına karışan, sorunları yerinde dinleyen ve çözüm üretmek için samimiyetle çalışan bir yönetim anlayışını benimserler. Çünkü halkın gönlünde yer edinmenin yolu, yüksek makamlardan değil, mütevazı bir selamdan, samimi bir tebessümden ve içten bir dokunuştan geçer.
Habib BABAR

