Sokakta, iş yerinde, evde ya da sosyal medyada… Bir şaşkınlık yaşandığında dudaklardan
aynı cümle dökülüyor: “Şok oldum.” “Ay bir şok oldum ki…” “Şok olmamak elde mi?”
“Şoka girdim.”
Bu ifadeler, gündelik dilin otomatik refleksleri hâline geldi bile.
Gecekondu gibi dilin içine yerleşen bu kelime, adeta marka değeri kazanmış durumda. Oysa
hem anlam hem de kullanım açısından ciddi bir karışıklık barındırıyor.
Aslına bakarsanız “şok”, Fransızcadan dilimize geçen bir kelime; çarpma, sarsıntı, ani etki
anlamını taşır. Türkçede ise daha çok ani sarsıntı, çöküş, travmatik etki gibi durumları ifade
eder.
Tıbbi terminolojide ise “şok”, bedenin hayati fonksiyonlarının çökmesiyle ortaya çıkan kritik
bir tabloyu anlatır. Yani şok, bir insanın verdiği tepki değil, içinde bulunduğu durumun adıdır.
Bu bağlamda “şok halinde olmak” anlamlıdır; ama “şok oldum” bireyin duygusal tepkisini
karşılamaz.
Bir olay karşısında sarsılma, şaşırma, etkilenme hâlini en doğru ifade eden kelime ise
“şoke”dir. Kısacası; ‘Şok’ durumdur, ‘şoke’ tepkidir. Biz ise gündelik hayatımızdaki en
küçük şaşkınlığa bile dramatik bir tıbbi terimle karşılık veriyoruz.
Peki neden?
Doğru olan mı, yoksa yaygın olan mı toplumda kabul görür?
Dilin gerçek sahibi elbette toplumun kendisidir. Halk bir kelimeyi kendi kullanımına göre
şekillendiriyorsa, “şok ”un bu kadar kısa ve sert oluşu onu pratik bir etiket gibi cazip hâle
getiriyor. Böyle olunca doğru olan kenara çekiliyor; popüler olan ortalıkta hüküm sürüyor.
Bugünün dünyasında sosyal medyanın etkisini hesaba katmadan dil üzerine konuşmak
mümkün değil. Abartının merkezi hâline gelen sosyal mecralarda hiçbir şaşkınlık da küçük
değil. Her şey “şok”, her şey “olay”, her şey “bomba”.
Hayatımızdaki minicik değişiklikler bile “şok etkisi yarattı” başlıklarıyla sunuluyor.
Gerçek küçüldükçe, kelimeler de anlamını yitiriyor. Belki de asıl şok, kelimelerin uğradığı bu
sessiz erozyondur.
Uzun cümleleri bekleyecek sabrımızın kalmadığı bir çağda yaşıyoruz. Tek heceli ünlemler
duygularımızın bayrak taşıyıcısına dönüşmüş durumda. “Vay!”, “Aaa!”, “Oha!”, “Şok!”
Dil, hızın ve refleksin rüzgârıyla evrilirken, doğrudan duyguya çarpan kısa kelimeler öne
çıkıyor.
“Şoke oldum” kulağa daha rafine, daha uzun, daha “yabancı” gelirken; “Şok oldum” kısa, sert
ve tokat gibi bir ifade. Bu yüzden yanlış, doğruyu çoğu zaman yenebiliyor.
Dil bilgisel açıdan “şok oldum” yanlıştır; fakat toplumsal açıdan pek öyle sayılmaz. Çünkü
milyonlarca insan bu ifadeyi bağlamından koparmadan anlıyor. Toplumsal yanlış kullanımlar,
zaman içinde doğruları yerinden edebiliyor.
Tablo net; “Şoke oldum” doğru, “şok oldum” yaygın olandır. Anlamı değil, alışkanlığı
seçiyoruz. Belki de asıl şok, bu yanlış şekle bu kadar hızlı adapte olmamızdır.
Belki de “şoke” olmamız gereken şey, kelimenin kendisinden çok, kelimeye dair bu kolay
teslimiyettir.
Sonuçta mesele yalnızca iki kelimenin mücadelesi değil; anlamdan çok işlevi önceleyen, hızla
değişen bir toplum dilinin resmidir bu.
Ne dersek diyelim, şaşırdığımız ilk anda yine “şok oldum” diyeceğiz. Çünkü bugün sokakta
“şoke oldum” deseniz yadırganırsınız; “şok oldum” deseniz herkes anlar.
Dil, bazen doğruları değil, alışkanlıkları yaşatır.

