Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

HAKSIZLIĞA SUSMAM, SEVGİMİ PAYLAŞMAKTAN UTANMAM

MAGAZİN 09.04.2026 - 11:14, Güncelleme: 09.04.2026 - 11:14 71 kez okundu.
 

HAKSIZLIĞA SUSMAM, SEVGİMİ PAYLAŞMAKTAN UTANMAM

Devrim Özkan’la Kapadokya’nın büyülü doğasında, 2006 yılında başlayan yolculuğumuzu kutluyoruz. “İnsanların hakkımda ne düşündüğü eskiden benim için çok önemliyken artık bu durumun gerçek benle alakalı olmadığının farkındayım” “Haksızlığa susmam, sevgimi paylaşmaktan utanmam. İnsanların beni gördüğü o karışık imaj, aslında çok net”
 Geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz şey yalnızca bir arşiv değil; zaman içinde dönüşen, evrilen ve her sayıda yeniden yazılan bir hikaye. Çünkü stil hiçbir zaman sabit kalmaz; değişir, derinleşir ve her dönemde kendine yeni bir ifade alanı bulur. Bu yolculuk şimdi, ilk kez kapak kızımız olan Devrim Özkan’la devam ediyor. Rol aldığı her projede başka bir katmanını açan, duyguyu yüzeyde bırakmak yerine derinleştiren bir oyuncu o. Belki de bu yüzden izleyiciyle kurduğu bağ hızlı değil, kalıcı. İlk kez röportaj yapma fırsatı bulduğum Devrim’den aldığım cevaplar sohbeti daha da değerli kıldı. “Şu an Yeraltı dizisi ile birlikte hayatımın en yoğun ama mutlu dönemlerinden birindeyim. Çok çalışıyor, çok yoruluyor ve çok şükür ediyorum. Sevdiğim şeyi yapabilmekten oldukça mutlu olduğum, yorulmaktan bile zevk aldığım bir dönemdeyim,” diyor ve sohbetimize başlıyoruz. NOW ekranlarında yayınlanan dizi çok başarılı oldu. Devrim bu başarıyı, hikayenin izleyiciyi hemen yakalamasına bağlıyor: “İlk bölümümüz hikayemizi çok net anlatıyordu. Yine ilk bölümde ipucu verip sakladığımız sırlar, seyircinin diğer bölümlerde bizi aynı hevesle takip etmesine sebep oldu. Yeraltı tam bir ekip işi. Müziklerinden ekibine, oyuncu performansına kadar herkesin her şeyde aynı özveride olmasının başarıyı kaçınılmaz kıldığını düşünüyorum. Bir de işin içinde herkesin empati kurabileceği olay örgüleri olunca seyircimiz işe daha kolay adapte olabildi bana göre. Ve buradan da onlara, bu yolda yanımızda oldukları için teşekkür etmek isterim.” Ceylan, geçmişi sırlarla dolu, güçlü ama bir o kadar da kırılgan bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Devrim’in canlandırdığı karakterle arasında kurduğu en güçlü bağ ne? “İkimizin de aşk için her şeyi yapması. Ceylan, aşktan yanıp kül olmuş bir kadın. Küllerinden yeniden doğmaya çalışırken, aşkının ihanetiyle tekrar yanıyor. Ceylan da ben de aşk söz konusu olunca başını sonunu düşünmüyoruz bence. Sınırları belliyken bile sınırsızlıkla mücadele ediyoruz ikimiz de.” Uzun zamandır psikoloji ve sosyolojiyle yakından ilgileniyor. Bunun oyunculuğuna da katkı sağladığına inanıyor. “Hayatta yaptığımız eylemlerin her zaman bir sebebi oluyor. Bazen o sebebi bilebiliyoruz, bazen ise yaptıklarımıza anlam veremiyoruz. İşte tam olarak bu eylemlerin, duyguların doğduğu yer insan psikolojisi ve sosyolojik konum. Eğer bunları çok iyi anlarsam doğru oyunu bulabileceğimi düşünüyorum. Bence oyuncu olmak isteyen ve olan herkes sosyoloji ve psikolojiyle ilgilenmeli,” diyor. Peki seçtiği rollerde onu en çok ne cezbediyor: hikaye mi, karakter mi, yoksa hissettirdikleri mi? “Öncelikle işi izlemek ister miyim diye düşünüyorum. İyi bir izleyici olduğuma inanıyorum. Karaktere yaklaşırken de temsil ettiği duruşa bakıyorum. Varlığını neye, ne kadar kullanabildiği, ‘gerçek hayatta da böyle bir karakter olsa keşke,’ dediğimiz, davasının peşinden sonuna kadar gidebilen karakterleri seviyorum.” Devrim de inandıklarının peşinden giden biri. Hayatında kırılma noktası olarak gördüğü an, Bodrum’dan İstanbul’a taşınma kararı aldığı gün. O günden sonra hayatının eskisi gibi olmadığını söylüyor: “Alıştığım her şeyden bağımsız, tanımadığım bir dünyanın içine girdim. Bu beni daha temkinli, daha kontrollü ve belki de daha başka bir insana dönüştürdü. Tek başına olduğunda insanın savunma mekanizması gelişiyor. Bu savunma içgüdüsü de benim biraz daha sert görünmeme sebep olmuş olabilir,” diyor dürüstçe. Onu ileriye taşıyan, azminin yanı sıra kurduğu hayaller. “En sık kurduğum hayalleri, beni bu yaşa kadar getiren temel hayaller üzerine inşa ediyorum. Mesela oyuncu olmak bir hayaldi, gerçek oldu; sonra bir film çekebilmek hayaldi, gerçekleşti. Şimdi de yazdığım filmi kendim çekmek bir hayal, umarım gerçek olur. Beni yalnız bırakmayan hayallerime ihanet etmeden, yapabildiklerimin farkında olarak yenilerini inşa ediyorum. Bu beni hep diri tutmuştur çünkü onlar sayesinde hayatımda bir amaç ediniyorum. Bazen hayallerimiz gerçekleşmeyebilir, ama onlara ulaşmaya çalışırken geçirdiğimiz ömür, boşa geçmiş bir ömürden çok daha kıymetli geliyor,” diyor. Peki bugün, geldiği nokta için “başardım” diyebiliyor mu? Ya da başarının tanımı onun için zamanla değişti mi? Çok değiştiğini söylüyor. “Bizlere böyle öğretildiği için mi bilmiyorum ama başarı dediğimiz şeyin bir takdirle geldiğini izledik yıllarca. Belki de bu yüzden ben de eskiden başarının ödülle taçlandırılan bir şey olduğunu düşünürdüm. Şampiyon oldu biri, madalya aldı; çok iyi oynadı ve Oscar kazandı diğeri. Alkışladı seyirci. Biz sadece kişinin adını ve kazandığı ödülü bildiğimiz şeyleri başarı sandık. Bunların hepsi çok güzel, umarım herkese nasip olur. Ama benim için başarı, bir simgeye dönüşmekten çok; çabaladığım her şeyin vicdanımı rahatça uyutabilmesi. Günün birinde kendini gerçekten takdir edebilecek kadar yürüdüğün yol bana göre.” Başarı, şöhret ve kendi benliğiyle olan ilişkiyi dengede tutmak bazen hiç kolay olmuyor. Ona soruyorum: İnsanlar onu dışarıdan nasıl görüyor ve bu yansıtılan imajın ne kadarı gerçekten ona ait? “Olduğundan farklı görülmek ve gösterilmek, sanırım birçok tanınmış insanın başına gelmiştir. Ben de özellikle son yıllarda bunu yaşadım,” diyor ve devam ediyor: “Her zaman olduğum gibi kalmaya çalışan biriyim. Evet, her ne kadar bu sektör bize bazı duvarlar koydursa da karakterimin temel çizgilerinden hiç çıkmamaya çalıştım. Bu bazen öyle zorlayıcı olabiliyor ki, bir sabah uyandığımızda hiç olmadığımız bir insanmışız gibi gösterilebiliyoruz. Sonra gerçekte olduğumuz insan bunlara itiraz etmek istiyor: ‘Hayır, ben böyle bir şey yapmadım, bunu söylemedim,’ diye. Ama maalesef bunlar bile başka şeyler doğurabildiği için, günün sonunda şunu söylerken buldum kendimi: ‘Senin kalbini zaten tanıyandan başkası bilemez. Artık iki kişiliğin var: biri gerçek sen, biri de insanlara gösterilen sen. Bunu kabul etsen iyi olur. Çünkü insanlar değişmedikçe bunu hiçbir zaman durduramayacaksın. Bu hayatın bedeli de bu.’ İnsanların hakkımda ne düşündüğü eskiden benim için çok önemliyken, artık bunun gerçek benle alakalı olmadığının farkındayım. Beni her ne kadar mesafeli bulsalar da, çok düz biriyimdir. Hayvanları, çocukları ve yaşlıları çok severim. Haksızlığa susmam, sevgimi paylaşmaktan utanmam. İnsanların beni gördüğü o karışık imaj, aslında çok net.” Eskiden duygularını daha yoğun ve kontrolsüz yaşadığını söylüyor. Bu değişim sürecini ise şöyle anlatıyor: “Bir gün duygularımı bu kadar yoğun yaşamanın beni ne kadar yorduğunu ve kontrolden çıkardığını fark ettim. Hissettiklerime sahip çıkmayı çok seviyorum ama bir duygu ne kadar yoğunsa, o kadar içinde boğuluyorum. Bu yüzden o yoğunluğun bir kısmını içimde tutmak istediğime karar verdim. Amacım hem daha kontrollü olmak hem de insanların duygularımı sömürmesini engellemekti. Artık eskiye göre daha iyiyim. Hâlâ yoğun yaşıyorum ama bunu sadece ben biliyorum.” Özellikle son dönemde, kendiyle en çok yeme ve uyku düzeni konusunda mücadele ettiğini söylüyor. “Bazen sette 15 saati geçtiğimiz günler oluyor ve öncesinde daha az, sonrasında ise normalden daha fazla uyuyoruz. Yıllardır bu düzensizliğin içinde bir düzen kurabilmek için çaba gösteriyorum çünkü dinlenip doğru düzgün bir yemek yiyemediğim zamanlarda performansımın etkilendiğini düşünüyorum. Bedenim çabuk yoruluyor, kolay hasta oluyorum. Yeraltı setinde bazı arkadaşlarımın bu değişkenler içinde nasıl bir düzen kurabildiğine şahit oldukça biraz daha işler yolunda gitmeye başladı.” Düzenden söz açılmışken, Devrim bir Başak burcu. Peki bu burcun düzen konusundaki iddiasını kendinde ne kadar görüyor? “Benim için düzen çok önemli ama materyalist bir düzenden bahsediyorum. Mesela masaların üstünde duran şeylerin simetrik olması, tablonun düz durması gibi takıntılarım var. Bir yere bir şey koyduysam onu yerinde bulmak isterim. Duygusalımdır. Bir de Başakların hisleri kuvvetli olur. Hislerim çok kuvvetlidir benim de.” Günlük hayatında en çok neler yapmaya vakit ayırıyor? “Evde iki kedi, iki köpeğim var; onlarla vakit geçirmeye bayılırım. Mutlaka piyano çalarım, bana çok iyi geliyor ve bırakmak istemiyorum. Yorgun değilsem spora giderim. Bazen müzikle de uğraşıyorum, ufak bir stüdyo kurdum; orada üretmeyi seviyorum.” Sohbetin sonuna gelirken soruyorum: hayatında “keşke” dediği şeyler var mı, yoksa olanı olduğu gibi kabul edebiliyor mu? “Tabii ki bazı keşke’lerim var ama bunu da kabul ettim. Bazen “keşke” diyeceğini bilmene rağmen bazı şeyler yaparsın ama o da o anki sensin. Zaten ne olacaksa oluyor. Bu yüzden her şeyi olduğu gibi kabul ediyorum.” InStyle Türkiye
Devrim Özkan’la Kapadokya’nın büyülü doğasında, 2006 yılında başlayan yolculuğumuzu kutluyoruz. “İnsanların hakkımda ne düşündüğü eskiden benim için çok önemliyken artık bu durumun gerçek benle alakalı olmadığının farkındayım” “Haksızlığa susmam, sevgimi paylaşmaktan utanmam. İnsanların beni gördüğü o karışık imaj, aslında çok net”

 Geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz şey yalnızca bir arşiv değil; zaman içinde dönüşen, evrilen ve her sayıda yeniden yazılan bir hikaye. Çünkü stil hiçbir zaman sabit kalmaz; değişir, derinleşir ve her dönemde kendine yeni bir ifade alanı bulur. Bu yolculuk şimdi, ilk kez kapak kızımız olan Devrim Özkan’la devam ediyor. Rol aldığı her projede başka bir katmanını açan, duyguyu yüzeyde bırakmak yerine derinleştiren bir oyuncu o. Belki de bu yüzden izleyiciyle kurduğu bağ hızlı değil, kalıcı. İlk kez röportaj yapma fırsatı bulduğum Devrim’den aldığım cevaplar sohbeti daha da değerli kıldı.

“Şu an Yeraltı dizisi ile birlikte hayatımın en yoğun ama mutlu dönemlerinden birindeyim. Çok çalışıyor, çok yoruluyor ve çok şükür ediyorum. Sevdiğim şeyi yapabilmekten oldukça mutlu olduğum, yorulmaktan bile zevk aldığım bir dönemdeyim,” diyor ve sohbetimize başlıyoruz. NOW ekranlarında yayınlanan dizi çok başarılı oldu. Devrim bu başarıyı, hikayenin izleyiciyi hemen yakalamasına bağlıyor: “İlk bölümümüz hikayemizi çok net anlatıyordu. Yine ilk bölümde ipucu verip sakladığımız sırlar, seyircinin diğer bölümlerde bizi aynı hevesle takip etmesine sebep oldu. Yeraltı tam bir ekip işi. Müziklerinden ekibine, oyuncu performansına kadar herkesin her şeyde aynı özveride olmasının başarıyı kaçınılmaz kıldığını düşünüyorum. Bir de işin içinde herkesin empati kurabileceği olay örgüleri olunca seyircimiz işe daha kolay adapte olabildi bana göre. Ve buradan da onlara, bu yolda yanımızda oldukları için teşekkür etmek isterim.” Ceylan, geçmişi sırlarla dolu, güçlü ama bir o kadar da kırılgan bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Devrim’in canlandırdığı karakterle arasında kurduğu en güçlü bağ ne? “İkimizin de aşk için her şeyi yapması. Ceylan, aşktan yanıp kül olmuş bir kadın. Küllerinden yeniden doğmaya çalışırken, aşkının ihanetiyle tekrar yanıyor. Ceylan da ben de aşk söz konusu olunca başını sonunu düşünmüyoruz bence. Sınırları belliyken bile sınırsızlıkla mücadele ediyoruz ikimiz de.”

Uzun zamandır psikoloji ve sosyolojiyle yakından ilgileniyor. Bunun oyunculuğuna da katkı sağladığına inanıyor. “Hayatta yaptığımız eylemlerin her zaman bir sebebi oluyor. Bazen o sebebi bilebiliyoruz, bazen ise yaptıklarımıza anlam veremiyoruz. İşte tam olarak bu eylemlerin, duyguların doğduğu yer insan psikolojisi ve sosyolojik konum. Eğer bunları çok iyi anlarsam doğru oyunu bulabileceğimi düşünüyorum. Bence oyuncu olmak isteyen ve olan herkes sosyoloji ve psikolojiyle ilgilenmeli,” diyor.

Peki seçtiği rollerde onu en çok ne cezbediyor: hikaye mi, karakter mi, yoksa hissettirdikleri mi? “Öncelikle işi izlemek ister miyim diye düşünüyorum. İyi bir izleyici olduğuma inanıyorum. Karaktere yaklaşırken de temsil ettiği duruşa bakıyorum. Varlığını neye, ne kadar kullanabildiği, ‘gerçek hayatta da böyle bir karakter olsa keşke,’ dediğimiz, davasının peşinden sonuna kadar gidebilen karakterleri seviyorum.” Devrim de inandıklarının peşinden giden biri. Hayatında kırılma noktası olarak gördüğü an, Bodrum’dan İstanbul’a taşınma kararı aldığı gün. O günden sonra hayatının eskisi gibi olmadığını söylüyor: “Alıştığım her şeyden bağımsız, tanımadığım bir dünyanın içine girdim. Bu beni daha temkinli, daha kontrollü ve belki de daha başka bir insana dönüştürdü. Tek başına olduğunda insanın savunma mekanizması gelişiyor. Bu savunma içgüdüsü de benim biraz daha sert görünmeme sebep olmuş olabilir,” diyor dürüstçe. Onu ileriye taşıyan, azminin yanı sıra kurduğu hayaller. “En sık kurduğum hayalleri, beni bu yaşa kadar getiren temel hayaller üzerine inşa ediyorum. Mesela oyuncu olmak bir hayaldi, gerçek oldu; sonra bir film çekebilmek hayaldi, gerçekleşti. Şimdi de yazdığım filmi kendim çekmek bir hayal, umarım gerçek olur. Beni yalnız bırakmayan hayallerime ihanet etmeden, yapabildiklerimin farkında olarak yenilerini inşa ediyorum. Bu beni hep diri tutmuştur çünkü onlar sayesinde hayatımda bir amaç ediniyorum. Bazen hayallerimiz gerçekleşmeyebilir, ama onlara ulaşmaya çalışırken geçirdiğimiz ömür, boşa geçmiş bir ömürden çok daha kıymetli geliyor,” diyor.

Peki bugün, geldiği nokta için “başardım” diyebiliyor mu? Ya da başarının tanımı onun için zamanla değişti mi? Çok değiştiğini söylüyor. “Bizlere böyle öğretildiği için mi bilmiyorum ama başarı dediğimiz şeyin bir takdirle geldiğini izledik yıllarca. Belki de bu yüzden ben de eskiden başarının ödülle taçlandırılan bir şey olduğunu düşünürdüm. Şampiyon oldu biri, madalya aldı; çok iyi oynadı ve Oscar kazandı diğeri. Alkışladı seyirci. Biz sadece kişinin adını ve kazandığı ödülü bildiğimiz şeyleri başarı sandık. Bunların hepsi çok güzel, umarım herkese nasip olur. Ama benim için başarı, bir simgeye dönüşmekten çok; çabaladığım her şeyin vicdanımı rahatça uyutabilmesi. Günün birinde kendini gerçekten takdir edebilecek kadar yürüdüğün yol bana göre.”

Başarı, şöhret ve kendi benliğiyle olan ilişkiyi dengede tutmak bazen hiç kolay olmuyor. Ona soruyorum: İnsanlar onu dışarıdan nasıl görüyor ve bu yansıtılan imajın ne kadarı gerçekten ona ait? “Olduğundan farklı görülmek ve gösterilmek, sanırım birçok tanınmış insanın başına gelmiştir. Ben de özellikle son yıllarda bunu yaşadım,” diyor ve devam ediyor: “Her zaman olduğum gibi kalmaya çalışan biriyim. Evet, her ne kadar bu sektör bize bazı duvarlar koydursa da karakterimin temel çizgilerinden hiç çıkmamaya çalıştım. Bu bazen öyle zorlayıcı olabiliyor ki, bir sabah uyandığımızda hiç olmadığımız bir insanmışız gibi gösterilebiliyoruz. Sonra gerçekte olduğumuz insan bunlara itiraz etmek istiyor: ‘Hayır, ben böyle bir şey yapmadım, bunu söylemedim,’ diye. Ama maalesef bunlar bile başka şeyler doğurabildiği için, günün sonunda şunu söylerken buldum kendimi: ‘Senin kalbini zaten tanıyandan başkası bilemez. Artık iki kişiliğin var: biri gerçek sen, biri de insanlara gösterilen sen. Bunu kabul etsen iyi olur. Çünkü insanlar değişmedikçe bunu hiçbir zaman durduramayacaksın. Bu hayatın bedeli de bu.’ İnsanların hakkımda ne düşündüğü eskiden benim için çok önemliyken, artık bunun gerçek benle alakalı olmadığının farkındayım. Beni her ne kadar mesafeli bulsalar da, çok düz biriyimdir. Hayvanları, çocukları ve yaşlıları çok severim. Haksızlığa susmam, sevgimi paylaşmaktan utanmam. İnsanların beni gördüğü o karışık imaj, aslında çok net.”

Eskiden duygularını daha yoğun ve kontrolsüz yaşadığını söylüyor. Bu değişim sürecini ise şöyle anlatıyor: “Bir gün duygularımı bu kadar yoğun yaşamanın beni ne kadar yorduğunu ve kontrolden çıkardığını fark ettim. Hissettiklerime sahip çıkmayı çok seviyorum ama bir duygu ne kadar yoğunsa, o kadar içinde boğuluyorum. Bu yüzden o yoğunluğun bir kısmını içimde tutmak istediğime karar verdim. Amacım hem daha kontrollü olmak hem de insanların duygularımı sömürmesini engellemekti. Artık eskiye göre daha iyiyim. Hâlâ yoğun yaşıyorum ama bunu sadece ben biliyorum.”

Özellikle son dönemde, kendiyle en çok yeme ve uyku düzeni konusunda mücadele ettiğini söylüyor. “Bazen sette 15 saati geçtiğimiz günler oluyor ve öncesinde daha az, sonrasında ise normalden daha fazla uyuyoruz. Yıllardır bu düzensizliğin içinde bir düzen kurabilmek için çaba gösteriyorum çünkü dinlenip doğru düzgün bir yemek yiyemediğim zamanlarda performansımın etkilendiğini düşünüyorum. Bedenim çabuk yoruluyor, kolay hasta oluyorum. Yeraltı setinde bazı arkadaşlarımın bu değişkenler içinde nasıl bir düzen kurabildiğine şahit oldukça biraz daha işler yolunda gitmeye başladı.” Düzenden söz açılmışken, Devrim bir Başak burcu. Peki bu burcun düzen konusundaki iddiasını kendinde ne kadar görüyor? “Benim için düzen çok önemli ama materyalist bir düzenden bahsediyorum. Mesela masaların üstünde duran şeylerin simetrik olması, tablonun düz durması gibi takıntılarım var. Bir yere bir şey koyduysam onu yerinde bulmak isterim. Duygusalımdır. Bir de Başakların hisleri kuvvetli olur. Hislerim çok kuvvetlidir benim de.” Günlük hayatında en çok neler yapmaya vakit ayırıyor? “Evde iki kedi, iki köpeğim var; onlarla vakit geçirmeye bayılırım. Mutlaka piyano çalarım, bana çok iyi geliyor ve bırakmak istemiyorum. Yorgun değilsem spora giderim. Bazen müzikle de uğraşıyorum, ufak bir stüdyo kurdum; orada üretmeyi seviyorum.”

Sohbetin sonuna gelirken soruyorum: hayatında “keşke” dediği şeyler var mı, yoksa olanı olduğu gibi kabul edebiliyor mu? “Tabii ki bazı keşke’lerim var ama bunu da kabul ettim. Bazen “keşke” diyeceğini bilmene rağmen bazı şeyler yaparsın ama o da o anki sensin. Zaten ne olacaksa oluyor. Bu yüzden her şeyi olduğu gibi kabul ediyorum.” InStyle Türkiye

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yeniigdirgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.