Bir sabah uyanıyorsunuz.
Hesabınıza bakıyorsunuz.
Her şey yerli yerinde gibi duruyor.
Büyük bir eksilme yok.
Panik yaratacak bir rakam görünmüyor.
Ama yine de içinizde tarif edemediğiniz bir huzursuzluk var. Çünkü bir şeyler eksik.
Beş lira.
On iki lira.
Yirmi üç lira.
Rakamlar küçük.
O yüzden üstünde durmuyorsunuz.
“Önemsizdir” diyorsunuz.
“Bir şey değildir” deyip geçiyorsunuz.
İşte tam o anda başlıyor yeni nesil soygun.
Eskiden dolandırıcılık dediğimiz şey, tek hamlede yapılan büyük vurgunlardı. Bir telefon gelirdi, bir mesaj düşerdi, bir gecede hesaplar boşalırdı. Şimdi tablo değişti. Artık kimse hesabınızı bir gecede boşaltmaya çalışmıyor. Çünkü buna gerek yok. Zaman var. Sabır var. Ve en önemlisi, sizin dikkatiniz dağınık.
Yeni yöntem sessiz.
Yeni yöntem sabırlı.
Yeni yöntem fark edilmemek üzerine kurulu.
Amaç büyük para değil. Amaç süreklilik. Küçük küçük almak. Haftada bir, ayda iki. Ne sizi bankaya koşturacak kadar büyük, ne de dikkatinizi çekecek kadar rahatsız edici. Siz fark etmeden, siz sorgulamadan, siz “herhâlde ben yapmışımdır” derken para akmaya devam ediyor.
Ay sonu ekstresinde 9 lira 75 kuruşu kim ciddiye alır?
“Bu nereden çıktı?” diye kim oturup araştırır?
Dolandırıcının güvendiği tam olarak bu: insan ihmali.
Bu yöntemin en sinsi tarafı, insanı kendisinden şüphe ettirmesi. Bir abonelik miydi acaba? Bir uygulama mı çekmiştim? Ben mi onayladım? Siz bu sorularla kendinizi meşgul ederken, dolandırıcı işini yapmaya devam ediyor. Sizi bankayla değil, kendinizle uğraştırıyor.
Asıl mesele tek bir kişiden büyük para almak değil. Asıl mesele binlerce kişiden küçük küçük almak. On liradan yüz bin kişi… O noktada artık rakamın küçüklüğü kalmıyor. Ortada panik yaratmayan, iz bırakmayan ama son derece etkili bir soygun düzeni duruyor.
Peki bu bilgiler nasıl ele geçiriliyor? Aslında yöntemler yabancı değil. Sadece artık kimse ciddiye almıyor. Sahte e-postalar, gerçeğine birebir benzeyen siteler, “hesabınız askıya alındı” mesajları, kargo bildirimi kılıfı, güncelleme uyarıları… Bir tık. Bir onay. Bir anlık dalgınlık. Sonrası sessizce akan para.
Bu dolandırıcılık yöntemi bilgisizleri değil, rahat olanları hedef alıyor. “Ben dikkatliyim” diyenleri. “Ben anlamadan olmaz” diyenleri. “Benim hesabımda zaten para yok” diye düşünenleri. İşte tam bu özgüven, dolandırıcının en sevdiği şey. Çünkü bu yöntem büyük para peşinde değil. Anlık panik yaratmıyor. Sizi uyandıracak bir alarm çalmıyor.
Sistemler de çoğu zaman büyük ve olağan dışı hareketlere odaklı. Beş on liralık düzenli kesintiler, çoğu yerde “normal” kabul ediliyor. Düşük tutar, düzenli aralık, şüphe çekmeyen işlem… Sessizliğin matematiği tam olarak bu.
Bu bir korku yazısı değil. Bu bir uyarı yazısı. Yapılması gerekenler zor değil ama hayati. Hesap hareketlerine bakmak. Tanımadığınız en küçük kesintiyi bile sorgulamak. Kart bilgilerini her siteye bırakmamak. Dijital rahatlığın rehavetine kapılmamak.
Çünkü artık tehlike kapıyı kırarak gelmiyor.
Sessizce içeri giriyor.
Bu çağın dolandırıcılığı bağırmıyor.
Tehdit etmiyor.
Korkutmuyor.
Sizi fark ettirmeden soyuyor.
Ve en acı olan şu:
Çoğu insan parasının gittiğini hiç öğrenmeden hayatına devam ediyor.
Bu yazıyı okuyan herkes bugün hesabına bir kez daha baksın. Çünkü yarın baktığınızda eksilen sadece para olmayabilir.

